psikiyatrist

Psikiyatrist

İletişim

Psikiyatri Uzmanlığı

Psikiyatri Uzmanı Dr. Gönül ERDAL

Türkiye'de Psikiyatri Uzmanı olarak en çok isim yapmış Dr.Gönül ERDAL'ı siz psikiyatri blogcu sitesi ziyaretçilerine tanıtmak istiyorum.

Dr.Gönül ERDAL kimdir?

Psikiyatri Uzmanı Dr. Gönül ERDAL 1966 yılında Ankara’da doğdu. Ortaokulu Ankara Atatürk Lisesinde tamamladıktan sonra Akdeniz Üniversitesi Tıp fakültesinden derece ile mezun oldu.

Mecburi hizmet sırasında örnek doktor seçildi ve sağlık ocağı ödülü aldı. Psikiyatri ihtisasını Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları hastanesinde yaptı. 3. Avrupa uyuşturucu kongresinde bilimsel kurul görevi alan ve düzenleme ekip üyeliği yapan Dr. Gönül ERDAL, 1998 yılında sürücü aday ve silah ruhsatı muayene merkezi ve 2000 yılında ise madde bağımlısı sokak çocukları tedavi merkezinin başhekimliğini yaptı.

İngilizce terapi yapabilen nadir doktorlardan olan Gönül ERDAL ’ın çok sayıda yabancı yayını mevcuttur. Aynı zamanda Japonca da bilen Psikiyatri Uzmanı Dr. Gönül ERDAL yüksek ihtisas hastanesinde konsultasyon biriminde yer almaktadır ve sigara polikliniği kurucusudur.

KAYNAK:  Psikiyatri Uzmanı Dr.Gönül ERDAL kimdir?

Kişisel sitesi:  Psikiyatri Uzmanı

Yorum (0)

Lidanil

Lidanil Prospektüs Bilgileri:
Bir tablet 5 mg mesoridazin içerir. Yardımcı maddeler: İndigotin, titan dioksid

Endikasyonları:
Anksiyete halleri, psikosomatik bozukluklar, psikonöroz, kronik beyin sendromu, mental yetmezlik ve alkol tedavisinde görülen anksiyete, fobi,depresif anksiyete, gerilim, ruhi huzursuzluk, psikomotor ajitasyon veya hiperaktivite, eksitabilite, agresivite ve ruhi bozuklukların tedavilerinde. Diğer ilaçlara direnç gösteren hastalarda Lidanil iyi sonuç vermiştir.

Kontrendikasyonları:
Koma durumları veya ciddi santral sinir sistemi depresyonu, diğer fenotiazinlere aşırı duyarlılık veya kan diskrazisi durumlarıdır.

Uyarılar / Önlemler:
Lidanil araba veya makina kullanırken hastanın reflekslerini zayıflatabilir. İdrar tutukluğu ve glokomda dikkatle kullanılmalıdır. Lidanil hamilelik ve emzirme devrelerinde zorunluluk olmadıkça kullanılmamalıdır.

Yan Etkiler:
Uyku hali, uyuşukluk, ağız kuruması, bulanık görme, taşikardi, hipotansiyon,baş dönmesi, idrar tutukluğu, ejakülasyon inhibisyonu, bulantı, kusma, allerjik deri reaksiyonları, ışığa duyarlılık bildirilmiştir. Reversibl EKG değişiklikleri (en çok T çizgisinde) ve ekstrapiramidal semptomlar ancak çok yüksek Lidanil dozlarında görülmüştür.

Etkileşimler:
Lidanil, analjezik, hipnotik, antihistaminik, narkotik analjeziklerin, diğer psikotrop bileşiklerin ve alkolün merkezi etkilerini artırır. Lidanil, anti-adrenerjik etkiye sahiptir, bu nedenle adrenerjik vazokonstriktörlerin etkileriyle çatışabilir. Hipotansif durumların tedavisi için, anjiyotensin önerilir, adrenalin ve benzerlerinden dikkatle sakınılmalıdır.

Dozu Kullanma:
Doktor tarafından başka şekilde tavsiye edilmediği takdirde; günde 5-15 mg (1-3 draje) yemeklerden sonra alınmalıdır. Doz günde 6 drajeye (30 mg) kadar yükseltilebilir. 4-12 yaşlarındaki çocuklara günde maksimum 3 drajeye kadar emniyetle verilebilir.

Etken Maddesi: Mezoridazin
LIDANIL 5 MG 20 DRAJE Yerli, Beşeri bir ilaçdır.

Yorum (0)

DEHB

DEHB’nda temel belirtiler içinde yer almayan ama bu bozukluğun tanısını almış olan bireylerin çoğunda sıklıkla görülen bazı belirtiler vardır. Bunlar DEHB’na eşlik eden bozukluklar olarak tanımlanır. Tanı için bu belirtilerin görülmesi şart değildir ancak bunların  var olması tanıyı destekler.

a) Dağınıklık:

 

Dikkat eksikliğ olan bireylerde dağınıklık en sık görülen belirtilerden biridir. Kılık kıyafetten, eşyalarına kadar herşeyi dağınıktır. Dağınıklığın temel nedenlerinden birisi bir şey yaparken o işe yeterince kendini vermemek ya da başka şeyler düşünmektir. Örneğin çocuk mutfağa giderken elinde kalemi de vardır, kalemi mutfakta bırakır, bardağı alır onu da odada bırakır. Tüm bunları yaparken başka şeyler düşündüğünden daha sonra hatırlamaz. Diğer bir neden de düzenli olamamaktır. Bu kişiler planlı ve düzenli olamadıkları için bu dağınıklık yaşamın tüm alanına yansır. Okula götürülmesi gereken bir şeyi yada yapılması gereken bir ödevi ya hatırlamaz yada son anda söyler.

 

b) Dalgınlık:

 

Dikkat eksikliği olan bireyler sıklıkla dalgın kişiler olarak tanımlanırlar. Özellikle kendilerine sıkıcı gelen ortamlarda ya da fazla ilgilerini çekmeyen bir işi yaparken dalgın, yarı uykuda gibi olabilirler.

 

c) Tutarsızlık:

 

DEHB olan bireyler o kadar değişkendirler ki anne babalar “sanki iki kişiliği var” diye tanımlarlar. Birgün ödevlerinin tümünü isteyerek yapabilir, diğer gün hiç birini yapamaz.

 

d) Koordinasyon Sorunları

DEHB olan bireylerin bazılarında motor becerilerde sorunlar olabilir. En sık görülen ince motor beceri sorunu el yazısına ilişkin sorundur. El yazıları çirkindir, yazı yazmayı sevmezler, yavaş yazarlar.

e) Bellek Sorunları:

 

Dikkat eksikliği bellek bozukluğuna neden olmaz ancak aile ve öğretmenler sıklıkla dikkat eksikliği olan çocuğun unutkanlığından yakınırlar. Burada asıl sorun söylenen şeyin o sırada dikkat alanına girmediği için öğrenilmemesidir.  Dikkat eksikliği olan bir birey o anda kendisine söylenene ya da çalıştığı şeye dikkatini verebildiyse öğrenebilir ve daha sonra unutmaz. Hatta ilgi alanına giren konulardaki şeyleri diğer çocuklardan daha iyi öğrenebilir. Bu sorun özellikle çocuklardan birşey yapmaları istendiğinde ya da bir kaç komut bir arada söylendiğinde yaşanır.

 

f) Sosyal İlişki Sorunları:

DEHB olan çocuklar çok duyarlı olmalarına ve başkaları tarafından kabul görmeyi çok istemelerine rağmen sosyal ilişkilerde sorunlar yaşarlar. Bu bireyler sosyal ipuçlarını yanlış değerlendirdikleri, yapacakları şeyin sonucunu düşünmeden yaptıkları, söylecekeleri şeyin karşıdakini nasıl etkileyeceğini düşünmeden söyledikleri için bu sorunlar ortaya çıkar. Kişinin çevreyle ilişkilerini bozacak düzeyde olabilir.

g) Saldırgan Davranışlar:

Saldırganlık DEHB’nun temel belirtilerinden biri değildir. Bununla birlikte bu kişiler akıllarına geleni, sonucunu düşünmeden yaptıklarından zaman zaman çevrelerine zarar verici davranışlarda bulunabilirler ancak olaydan hemen sonra pişman olurlar.

h) Düşük Benlik Saygısı:

 

Yukarıdaki belirtilerin çoğu nedeniyle sürekli olarak çevrelerinden olumsuz geri bildirim alan birey sonunda olumsuz bir benlik imajı geliştirir, kendine güveni azalır, kendini beğenmez ya da kendini kötü biri olarak kabul eder.

Yorum (0)

NORMAL CİNSEL GELİŞİM

NORMAL CİNSEL GELİŞİM

 

     İnsan yavrusu belli bir cinsel kimliğe meyilli olarak doğar, genital ve anatomik olarak belli bir cinsiyeti karşılar.  İnsanlarda cinsel kimliğin gelişimi çevreden birincil olarak etkilenir. Ana cinsel kimlik 2 yaş sonlanmadan oturur, 3 yaş sonrasından sonra cinsiyetin yeniden düzenlenmesi ciddi psikolojik bozukluklara yol açar. Cinsiyet rol, cinsel kimlikle karşılaştırıldığında tipik olarak 4-5 yaşta kristalleşir.

                                                    

Bebeklik

    Bebek ikili ilişkilerin ilk deneyimini kendine bakım verenle yapmaya başlar. Meme emme fiziksel doyum sağladığı gibi  cinsel içgüdünün de ilk hazzıdır. Daha sonra  bu karışık dünya da  anne ile beden teması, biberon, yüz, eller, ona sonsuz haz verir. Başkası ile ilişki kuran vücudu ona mutluluk verir. Bakım vericinin dokunuşlarından büyük zevk alırlar.

    Bebekler vücudunu araştırmak ve vücudunun sınırlarını belirlemek için vücuduna dokunmaya başlayabilir. Yaşamın ilk 4 ayı ile birlikte, her iki cinsiyetteki bebekler, altını bağlama ve cinsel organlarının temizlenmesi sırasında  cinsel organlarını  fark ederler ve bu dönemlerde bebeklerin cinsel organları ile oynamaları nadir değildir.  Bebek tanımadığı bir vücuda sahiptir. İlk aylarda gerilim yada haz duygusuyla biraz vücudunu hisseder. Kendini doyurma, çocuğun direktifleri altında, otonom aktivitedir. Bu ona bağımsız kimlik duygusu verir, ayrılma ve bireyselleşme sürecine yardım eder.

    15 ve 24 aylar arasında bebeklerin özellikle banyo ve bez bağlama sırasında cinsel organlarının farkındalığında artış olur.  Bu dönemde çocukluk çağı mastürbasyonları başlayabilir. Kendini uyarma ile buna eşlik eden kızarma, hızlı solunum ve artmış terleme olur. Özellikle kız çocuklarda bu durum daha ön plandadır.

                                             

Okul öncesi Çocuk

  Çocuklar büyürken cinsel ilgileri kardeş ve arkadaşlarına kayar. Bu dönemde çocuk ana baba sayesinde kız ya da erkek olduğuna ilişkin cinsiyet farklılıklarını daha net anlamaya başlar. Buna bağlı olarak, vücudunda kendi cinsiyetini de öğrenir. Bunu erkek çocuk kızlara göre daha çabuk yapar. Cinsel organı anlamak olağan bir bulgudur, ancak cinsel bölge duyarlılığı buna doğrudan bağlıdır. Kız ya da erkek çocuk, organlarına dokunmaktan hoşlanır. Fakat bu duygular onlarda kuşku ve meraktan oluşan bir takım hisler yaratır. Cinsel organları anlama ve bir cinsiyete sahip olma düşüncesi yavaş yavaş oluşmakta ve çoğu kez kuşku, gurur ve merakla birlikte ilerlemektedir. Birçok kız çocuğu cinsiyet ayrılığını anlayınca erkeğe benzemek ister. Kendinde cinsel organdan dolayı bir eksiklik, haksızlık duyar. Fakat kısa zaman sonra kızların çoğu bu erkek olma duygusundan kurtulur, kız olduklarını kabullenir ve bundan yararlanmaya başlarlar. Bir gün büyüklerde gördükleri gibi göğüslere sahip olma ve bir çocuk doğurabilme yeteneği onlara eksiklik duygusunu unutturur.          

    Bütün okul öncesi çocukların yarısı cinsel oyunlar veya mastürbasyonla iştigal eder. Çoğu 4 yaşındaki çocuklar “anne” veya ”baba” gibi evcilik oyunları veya “doktorculuk” gibi oyunlar oynarlar, teşhircilik, cinsel organlara dokunma ve onları başkalarına gösterme, kadınların memelerine dokunma, çıplak olmaktan hoşlanma veya çıplak kişileri gözetleme gibi cinsel davranışlarda bulunurlar. Gadpaille (1978) çocukların cinsel oyunları yeterince oynamamışsa, daha sonraki cinsel yaşantıları için duygusal olarak hazır olamayacaklarını ileri sürmüştür. Okul öncesi çocuklar, anatomik farklılıklar, cinsel ilişki ve üreme hakkında sık soru sorarlar. Cinsel hazlara duyarlılık dokunma dürtüsüyle kuvvetlenir. Bu yaşta çocukta sınır henüz oluşmamıştır. Bu nedenle toplum içinde herhangi bir kaygı duymadan yaşamını sürdürür. Örneğin erkek çocuk kreş öğretmeninin kucağında ya da kollarındayken onun göğüsleriyle ilgilenip dokunmak isteyebilir. Bu çağdaki çocukta gerçeğin tam anlaşılması için dokunmak ve görmek oldukça önemlidir. Çoğu yetişkin, bu tür davranışların ve cinsel oyun oynayan çocuklarının daha ileri gidecekleri ve uygunsuz cinsel aktiviteler gösterecekleri konusunda endişelenirler. Oysa bu dönemdeki çocukların cinsellik kavramı primitiftir ve daha çok merak ve öğrenmeye yöneliktir. Çocuğun bedeninin değişik bölgelerine dokunmasında bir yanlışlık yoktur. Çocuk bedenini ona bakarak, duyumsayarak, araştırarak ve değişiklikleri gözleyerek öğrenecektir. Bu onun için en anlamlı öğrenme sürecidir. Bunu yaparken aynı zamanda kendi bedenini başkalarıyla karşılaştırmak ister. Ulaştığı kişilerin bedenini araştırmak cinsel birleşmenin bir ön hazırlığı gibi algılanmamalıdır. Bu sadece bir öğrenme girişimidir. Çocuğun cinsel olgulara merakı öğrenme isteğinin ve ilgisinin bir göstergesidir, doyurulmalıdır. Anlamadığı bir şey gördüğü zaman onunla ilgili daha çok şey bilmek ister. Bu ilgi ve merak normal gelişim gösteren çocuklarda yaklaşık 3 yaşlarında olur.  Bununla ilgili yapılan çalışmalarda, cinsel olarak müsaade edici toplumlarda mastürbasyon ve arkadaş oyunlarının bebeklikte başladığı, erken çocuklukta yoğunlaştığı, fakat erken okul yıllarında şiddetinin oldukça azaldığı görülmüştür. Cinsel konulardan utanma yaklaşık 9–10 yaşlarında gözlenir, aynı zamanda cinsiyetler arası ilişkiler azalır. Bu gerginlik 13–14 yaşlarında kaybolur, sıcak, arkadaşça aseksüel ilişkiler olur.

    Bu dönemin önemli özelliği ödipal karmaşadır. Çocuk erkek ya da kız olduğunu bilir ve karşı cinsten ebeveyne derin biçimde bağlanır ve onu kendi tekeline almak ister. Kendi cinsinden olan ebeveyni rakip olarak görmeye başlar. Ancak zamanla çocuk bunun olanaksızlığını fark eder, kendini aynı cinsteki anne babanın yerine koyup ona benzemeye çalışır. Bu şekilde aynı cinsteki ebeveyn ile özdeşleşme cinsel ve ruhsal gelişimi açısından oldukça önemli ve gereklidir. 

    Anaokulunda cinsel bilgi çocukların sorularıyla başlar. Bu arada oyunlardan ve kız erkek karışık gruplardan yararlanılır. Eğitim çoğu kez kişisel olarak belirir, çünkü bir çocuktan diğerine ilgi konusu oldukça değişir. Her çocuk ancak dinlemeye hazır olduğu bilgiyi alır.

 

Okul Yaşı Çocukları

     Ergenlik öncesi sakin ve bir bekleyiş çağı içindedir çocuk. Bu dönem latens dönemi olarak adlandırılır, 6 yaş ile ergenlik arası dönemi kapsar ki bu dönemde çocuklar daha az olarak açık cinsel aktivite gösterirler. Ancak bu duyguların durgunluğu ya da isteklerin uyutulması demek değildir. Olaylar sadece dış çalkalanmalar, büyük hareketler olmadan yaşanmaktadır. Çocuk gördüklerini kapar ve bu kapılanların ergenlikte ne şekilde yüze vuracağı tam olarak saptanamaz. Cinsel eğitim bakımından kolay bir çağa girmiştir çocuk. Dengeli bir aile çevresinde mantık ve tam anlamıyla bilgi daha çok önem kazanır.

    Okul yaşı çocukları memelere dokunmazlar veya cinsel organlarını göstermezler fakat buna karşın resim çizimlerinde insan figürleri üzerine meme veya cinsel organ çizme gibi,  cinsel fıkralar anlatma, ve hayvanların yavrulamalarını seyretme gibi cinsel aktiviteler gösteririler

   Bu dönemde çocuklar yavaş yavaş büyüklerin tepkilerine göre çevrelerindeki yasakları fark eder, toplum içinde yapılmayacak davranışları ve söylenmeyecek sözleri anlama başlarlar. Evdeki yasaklar ve korkuyla toplum ahlakının temel ilkelerini kabul eder. Ancak cinsellikle ilgili yargılar daha büyük yasaklar duvarını içerir. Bazı çocuklar daha duyarlıdır ve kendilerini özellikle cinsellikle ilgili bazı düşünce ve duygularından dolayı suçlayabilir. İşte buradaki suçluluk duygusunun ağırlığını eğitimcinin tutumu belirler. Sorumlu bir açıklık içinde ergin çağa gelmek için, çocuğun bu ağırlık altında kendini ezilmiş hissetmemesi gerekir.

 

                                                 Ergenler

   Çocuklar ergenlik dönemine girmeye başlayınca fiziksel, biyolojik ve ruhsal bir akım değişiklikler oluşmaya başlar. 

      Ergenliğe ulaşan erkekler daha az toplum içine girmeye, iddiacı ve daha az güvenli olmaya eğilimlidir fakat hevesli, konuşkan ve dikkat çekmeye eğilimlidir. Kas yapıları, atletik görünüm ve cinsel açlık nedeniyle daha fazla kendilik değeri problemlerine sahip olma eğilimleri olur. Kızların değişime tepkileri daha çeşitli olur. Bazıları memelerinin büyümesi gibi erken gelişmeden utanırken, bazı geç olgunlaşma gösterenler adetlerinin başlayıp başlamayacağı konusunda endişeler yaşarlar.

      Ergenlerde biyolojik değişiklikler ile birlikte gerçek bir kriz oluşur. Cinsel kimlik karmaşaları, çatışmalar tekrar yaşanır ve cinsel yönelim ana mesele olur.Bu nedenle verilen eğitim,  dönemsel özelliğe göre değişiklik kazanır. Belki büyükler için tuhaf karşılanabilir ama gençler için iki ayrı cinsin birlikte olması zorunlu olarak cinsel ilişkide bulunmak anlamına gelmez. Bu dönemde ergenlere verilmek istenen, iyi kötü bir vicdan ve belirli bir ahlak çizgisi değil, gençlerin görüşlerini açmak, uyguladıkları ya da uygulamak istedikleri tutumların anlam ve sonuçları üzerinde onları düşünmeye yöneltmektir. Sonuç olarak amaç ahlak ya da dinsel inanışlara göre kendi cinsel yaşam biçimlerini bulmalarına yardımcı olmaktır.

  Çocuğun ergenlik öncesi ve ergenlik hakkında önceden uyarılması çok önemlidir. Çocuk meraklarının cevaplarını uzun süre önce almışsa bu iş doğal olarak ilerler, yoksa açıklamalar gittikçe güçleşir  ve sıkıcı olur. Yapılan çalışmalar anne babalarını kendine yakın hisseden ve onlarla duygu   paylaşan ergenlerde erken yaşlarda cinsel ilişkiye başlamanın  daha az olası olduğunu göstermektedir. Şurası bir gerçektir ki günümüzde ilk cinsel ilişki eskiye oranla daha erken ortaya çıkmaktadır ve erken cinsel ilişkiye girme ile suç işleme, sigara içme ve ilaç-alkol kötüye kullanımı gibi diğer risk davranışları genelde ilişkilidir.

Eğitimin gerekliliği ne olursa olsun, başkasının özgürlük sınırını unutmamak, gençlerin özerkliklerine hazırlanırken kaçınılmaz olan saygıyı yitirmemek gerekir. 

Yorum (0)

ATIVAN EXPIDET 2,5 MG 20 TABLET

ATIVAN EXPIDET 2,5 MG 20 TABLET
Nöropsikiyatrik » Anksiyolitik, Trankilizan

Prospektüs Bilgileri:
Lorazepam,1-2.5 mg

Endikasyonları:
Anksiyete, nevrozlara bağlı insomnia ve status epileptikusda endikedir.

Kontrendikasyonları:
Benzodiazepinlere karşı duyarlı kişilerde kontrendikedir 12 yaşından küçük çocuklarda kullanılmaz.

Uyarılar / Önlemler:
Motorlu araçlar vb. kullanan hastalar uyarılmalıdır. Alkol ve santral sinir sistemi depresyonu ilaçların etkisini arttırır. Akut glokomda böbrek ve karaciğer bozukluğu olan hastalarda dikkatle kullanılır. Bağımlılık yapabilir. Gebeliğin ilk üç ayında ve laktasyonda kullanılmaz.

Yan Etkiler:
Asetilsalisilik asitin en sık görülen yan etkileri; sindirim sistemi üzerinedir. Gastrointestinal kanamaya, ülserasyona neden olabilir. Kulakta, çınlama, vertigo, reversible duyma kaybı; Hematolojik; kanama zamanının uzaması, lökopeni, trombositopeni, plazma demir konsantrasyonunda düşme. Dermatolojik ve hassasiyet, ürtiker, pürurit, anjiyo-ödem, astma anaflaksisi görülebilir. “BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.”

Etkileşimler:
Asetilsalisilik asit plazma protrombin konsantrasyonunu azaltması nedeniyle antikoagülanların etkisini potansiyelize eder. Oral hipoglisemiyanların etkilerini potansiyelize eder. Salisilatlar küçük dozlarda probenesid ve sulfinpirazonun ürikozürik etkisini azaltır. Spiranolaktonla oluşan sodyum itrahı, salisilat mevcudiyetinde azalabilir. Alkolle, kortikosteroidlerle birlikte kullanımı gastrointestinal sistemde kanama ihtimalini arttırır. Pirazolan türevleriyle birlikte kullanımı gastrointestinal ülserasyon riskini arttırır. Üriner alkalileştiriciler salisilatın böbrekten atılım hızını artırarak; Fenobarbital enzim indüksiyonuyla, asetilsalisilik asitin etkisini azaltırlar. Asetilsalisilik asit ile birlikte kullanıldığında metotreksat’ın toksisitesi artabilir.

Dozu Kullanma:
Anksiyetede günde bölünmüş dozlar halinde 2-3mg/gün dozda kullanılır. Ancak bu doz 1-10mg arasında değişebilir.

Etken Maddesi: Loraze

Yorum (0)